banner115
İsmail BAŞARAN
İsmail BAŞARAN
Yazarın Makaleleri
Bir Vefalı Dost: Yahya Kemal Beyatlı
Boğaziçi'nin en geniş cepheli ve manzarasıyla ruha şifa veren yalılarından Kıbrıslılar Yalısı'nın üçüncü kuşak temsilcisi Tevfik Bey Babıali baskınında hayatını kaybeder. Kara haber tez duyulur derler ya Kıbrıslı Tevfik...
Çamlıca'nın Üç Gülü....
Neriman, Perihan ve Ümran.... Yesari Asım Arsoy'un "Biz Çamlıca'nın üç gülüyüz / aşk bahçesinin bülbülüyüz / dillerde gezer söyleniriz / gamsız yaşarız eğleniriz." dizeleriyle Türk Sanat Müziği'mize armağan ettiği...
Gonçarov'un belleğimize tuttuğu ayna
Oblomovluk tembelliği, pesimizmi anlatmak için günümüzde de zaman zaman kullanılmakta. Ama burada hem Oblomov'a hem de Gonçarov'a ciddi bir haksızlık yapılmakta. Özünde tembel biri değildir Oblomov, ancak dışarıdaki dünyaya ve insanlara...
1921 yılının Şubat ayı…
İnebolu-Ankara arasındaki taşıma işleri, ağırlaşan kış koşullarının etkisiyle güçlükle yürüyor, ulaşımda ciddî gecikmeler meydana geliyordu.  Kurtuluş Savaşı bütün hızıyla sürüyor, cepheler genişledikçe cephane ihtiyacı...
Aydın dediğin…
'Aydın' dendiğinde nasıl bir insan türü gelir aklınıza? Esnaf mı? Hattat mı? Bestekar mı? Şoför mü? Bozacı mı? Şıraca mı? Toprak işçisi mi? Derviş mi? Köylü mü? Cami imamı mı? Biliyorum, bunların hiç birine aydın denmez...
Yarının türküsüdür dilimde tüten...
Koparılmış yama gibi duran damalı arsaya uzanırdım. Sağım solum gözü kapalı ebeler, kazan çömlek patlatmış kuşlarla dolu olurdu. Üzerimde Nisan ayları kokusu. Dişlerimin arasında yeşil çizgili çayır dipleri. Gelincikler başlardı...
Şu veda ne zor işmiş meğerse...
Yaşamınız çok kalabalıksa, üstünüzde gereksiz yükler taşıyorsunuz demektir. Hayatınızı bir ev gibi düşünün. Bütün odalarda eşyalar, koliler yığılı olursa, o evin içinde nefes alınır mı? Yüklerinizden kurtulmalısınız. Biraz...
Truman ve General MacArthur
1951 yılı... ABD Başkanı Harry Truman, 2.Dünya Savaşı'nda Pasifik Cephesi'ndeki Müttefik kuvvetlerini komuta eden efsanevi General Douglas MacArthur'u sansasyonel bir kararla görevden alır... Sebep MacArthur'un Pasifik Cephesi'ndeki...
Kitaplardan süzülen bir ruhtur Bursa...
Ahmet Hamdi Tanpınar, Bursa'nın ruhlara huzur salan ve insanı maziye kadar uzanan düşler kurduran sokaklarını ne güzel anlatır: Bir zafer müjdesi burda her isim: Sanki tek bir anda gün, saat, mevsim Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın Hâlâ...
Günah keçisi değil ki sonbahar...
Sıcak geçen yaz günlerinin ardından sonbaharın biraz da kış günlerini andıran soğunu iliklerimize kadar hissediyoruz şu sıralar... Adı çıkmış dokuza inmez sekize bu mevsimin... Yok hüzün mevsimiymiş, yok ayrılık, yok ölüm, yalnızlık...
Söz Gümüşse Sükut Altındır
35 yıl sonra hapisten çıkan Baran (Şener Şen), sırtında yeşil pardesü ile yıllar öncesinde yarım kalan bir aşkın finali için Berfo (Kâmuran Usluer) ağanın evine hışımla girer. Arkadaşına ihanet ederek sevdiği kızı elinden alan Berfo'nun...
Dünya gider Mersin'e ben giderim tersine...
Üniversiteye başladığım ilk yıl Sartre'ın Duvar kitabını okurken, Yakınlık adlı öyküsünde bir pasajdan çok etkilenmiştim. Gerçi şimdi yaprakları çoktan sararmış sayfalara baktığımda, kitabın birçok yerini kurşun kalemle çizdiğimi...
Umut...
Umut; dört harfli, kısacık, ancak günümüzde ekmek ve su kadar gereksinimimiz olan bir sözcük. Sağıma bakıyorum karanlık, soluma bakıyorum belirsizlik, arkama bakmaya cesaretim yok, önümü göremiyorum, sisli ve bulanık. Toplumsal olarak yılgınlık...
Sorular sorular birbirini kovalar...
Bu zamanlarda, yani bu hayat zarfında aklımın almadığı aslında mantığımın ve bilincimin kabul etmediği binlerce nüans var. Hepsini yazamayacağım için bir kaçına değinmek istiyorum… Toplum dışı bir insandan İnsan İlişkileri ders...
Katılaşan değerler ve zihinsel konformizm
Ortalama insanın ilk duyduğuna ya da kendisine en kolay gelene inanması sık rastlanan bir durum. Bu da onu kolaylıkla yönetilebilir kılıyor. Ve o ölçüde de yönetilemez. Bir yerlerde okumuştum. Asya (ya da Afrika) ülkelerinden birinde halkı...
Çiçekler açsın, böcekler ötsün...
Anacığımın evlatları gibi özene bezene baktığı çiçeklerinin kokusu, ikindi güneşinin bizim evin bahçesine usul usul düşmeye başlayan berraklığı ile bir araya gelince hiç bitmesini istemediğim huzur iklimi ve tadına doyulmaz bir yazma...
Duma duma dum...
Nemli ve yapışkan sıcak bazen anlamsız bir sıkıntıyla daraltıveriyor yüreğimi. Gölgedeki tenteli bir bahçe salıncağını bile düşleyemiyorum sözgelimi.. Hayatın çizgileri arasından bakıyorum. İçi çekilmiş bir ruh gibi boşluk var...

banner100

banner101