Hayati Otyakmaz

Tarih: 10.01.2026 23:47

Milli tarih şuurunun önemi

Facebook Twitter Linked-in

Saygıdeğer okurlar!

 

   Tarih, bir milletin hafızasıdır. Hafızası olmayan insan güdülmeye mahkûm olduğu gibi, tarihine sahip çıkmayan milletler de emperyalist ülkelerin uydusu olurlar. 

Bütün bitkiler kökünden sulanır. İnsanlar da ruhî ve fikrî gıdasını kökünden, yani geçmişinden alır. Kökünden suyunu almayan bir bitki nasıl çürür ise, tarihinden ibret ve ders almayan milletler de çürümeye mahkûmdur. 

Tarihin anlaşılması, bilinmesi, öğrenilmesi usulü hakkında Tarihçilerin Kutbu, Şeyhü’l-Müverrihîn Halil İnalcık şu öneride bulunuyor: 

“Türk tarihçilerine bir öneride bulunmak gerekirse diyebilirim ki; daima belgelere sadık kalın. Eğer hakikati ortaya çıkarırsanız bu daima bizim lehimizedir, çünkü bugüne değin tarihimiz hakkında yazılanların çoğu ya yalandır, ya çarpıtmadır. Eğer mübalağa yaparsanız kendinizi kabul ettiremezsiniz, sizi ciddiye almazlar.”

Mübalağa, ancak şairlerin, edebiyatçıların eserlerinde hoş görülür, beğenilerek okunur. Tarihçinin vazifesi vesikalardan hareketle hakikati yazmaktır.

Şeyhü'l-Müverrihîn Halil İnalcık diyor ki:

“Bana, siz bütün kariyeriniz boyunca ne yaptınız diye sorarsanız şunu söyleyebilirim: Bütün çabalarım Türk tarihçiliğini modern tarihçilik düzeyine çıkarmaktır. Benim tarih anlayışım devletlerin tarihini ortaya çıkarmaktan ziyade halkın tarihini, halkın geçmişte nasıl yaşadığını, sosyal hayatını, ekonomisini, gündelik yaşantısını ve bunları belirleyen şartları ortaya çıkarmaktır. Bizim tarihçiliğimiz ise bu konulara yeni yeni ilgi duyuyor.”

Ünlü düşünür Voltaire der ki: 

“Tarih, kralların, paşaların çiftliği değil, milletlerin tarlasıdır. Her millet geçmişte bu tarlaya ne ekmişse, gelecekte de onu biçer.”

Bir milleti millet yapan değerler vardır. Bu değerlere sahip çıkmayan milletler, benliğini kaybeder ve kültür emperyalizminin rüzgârında savrulur gider. Bizi biz yapan manevî değerlerimiz vardır. Tarihimiz, inancımız, örfümüz, vatanımız, bayrağımız bizi yekvücut olarak birleştiren bu manevî değerlerimizdir. 

Biz, tarihimize ne kadar sahip çıkıyoruz? Milletini, manevî bağlarla birbirine bağlayarak, ortak paydalar altında toplayıp aynı hedef ve istikamete sevk edebilmek için, tarihi olmayan milletler bile, kendi çocuklarına efsaneler uydurmakta, yalancı tarihler ortaya çıkarmaktadır. Biz ise medeniyetler kurmuş, çağ açıp çağ kapamış, dünya tarihine altın bir çağ yaşatmış, zengin bir tarihe sahip olduğumuz halde, maalesef tarihimize sahip çıkmıyoruz. 

Her yıl, binlerce kilometre mesafeden, dedeleri Çanakkale savaşında yenilmiş olan binlerce Anzak Çanakkale’ye gelerek, dedelerinin anısını yaşatmaya ve onlara vefa borcunu ödemeye çalışırken, bizler; aynı vefa borcunu, bize bu cennet vatanımızı, canlarını ve kanlarını vererek hediye eden ecdadımız için yerine getirebiliyor muyuz?     Çanakkale programları ve Çanakkale gezileri bu vefa borcunu ödemeye yetmez. Çanakkale, yılda bir değil, her gün gündemimizde olmalı. 

Japonlar, ilköğretim öğrencilerine öncelikle son teknolojik uçakları, trenleri, arabaları gezdirdikten sonra, aynı gün Hiroşima’ya götürüp çocuklara diyorlar ki: 

“Bakın çocuklar; dedelerinizi işte bu teknolojik bomba ile emperyalistler yok etti, sizler de yok olmak istemiyorsanız, onların teknolojisinin üstünde bir teknolojiye sahip olmalısınız.” 

Bizler, çocuklarımıza hangi telkinde bulunuyoruz? Onlara Millî Tarih şuurunu verebiliyor muyuz? Bizden başka tarihine sahip çıkmayan, tarihiyle kavgalı bir millet var mı acaba? 

Hamdullah Suphi Tanrıöver Milli Eğitim Bakanı iken, Yugoslavya’nın en büyük şairlerinden Tatelesko’yu İstanbul’a davet eder. Tatelesko, Kanunî Sultan Süleyman’ın türbesini ziyaret etmek ister. Türbe’nin kapalı olduğunu görür. Bizimkilere şöyle der: 

“Tarihi olmayanların bile millî birlik ve beraberliği sağlayabilmek, gençliğine bir gaye ve ideal verebilmek için, efsaneler uydurdukları bir dönemde, sizin buraları kapalı tutmanız ne kadar abes.” 

Bu olay, tarihimize karşı ne kadar duyarsız olduğumuzu gösteren acı bir tablodur. 

Çanakkale savaşının kaderini değiştiren, 275 kilogramlık top güllesini tek başına “Bismillah” deyip atarak İngilizlerin Ocean zırhlı gemisini batıran Seyit Çavuş’a bile, bu millet vefasız davranmıştır. 

Seyit Çavuş, memleketine döndükten sonra, bir müddet geçimini temin etmek için odun kesip satmıştır. Daha sonra Havran’da bir zeytin fabrikasında hamallık yaptı. Bu sırada vereme yakalandı. Fakir ve perişan bir halde, sessiz sedasız vefat etti. 

Bugün Seyit Çavuş’un heykelini diktik ama onu perişan bir hayata mahkûm ettiğimiz için vicdan azabı çekmekteyiz. 

Şair ne güzel söylemiş; 

“Bizde böyle ehl-i hünerin

Bir tutam tuz koyan olmaz aşına,

Öldürüp önce onu açlıktan,

Sonra bir türbe dikeriz başına.” (Ferit KAM, Felsefî Sohbetler.)

Biz, altı asır dünyanın süper gücü olarak, 23,5 milyon kilometrekare toprağa sahip olan ecdadımızın çocuklarına, diyarı gurbette kapıcılık yaptırdık, domuz ahırlarını temizlettik, Avrupa şehirlerinin sokaklarında dilenmeye mahkûm ettik. 

Irkçı emperyalistler, her gün gurbetçilerimizin evlerini kundaklayarak, çoluk çocuk demeden yakmaktadırlar.

İşte, bugünkü geldiğimiz nokta dünden farksızdır. Tarihten ders alınsaydı, tarih tekerrür etmezdi. Bu milleti millet yapan millî ve manevî değerleri yok etmek için emperyalistler, içeriden ve dışarıdan savaşmaktadır. 

Bu kültür emperyalizmine karşı çocuklarımıza, Millî Tarih şuurunu vermeliyiz. Çanakkale’yi geçilmez yapan ruhu bizler de çocuklarımıza kazandırmalıyız. Muasır medeniyetler seviyesine ancak bu yolla ulaşabiliriz. 

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün tarih konusu ile ilgili söylemiş olduğu veciz sözlerinden bazıları şunlardır:

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir hâl alır.” (1931)

“Büyük devletler kuran ecdadımız büyük ve şümullü medeniyetlere de sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek, Türklüğe ve cihana bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.”

“Her şeyden evvel kendinizin dikkatle ve itina ile seçeceğiniz vesikalara dayanınız. Bu vesikalar üzerinde yapacağınız tetkikatla her şeyden ve herkesten evvel kendi insiyatifinizi ve milli süzgecinizi kullanınız.”

“Tarih hayal mahsulü olamaz.”

“Tarih yazarken gerçek olayları bulmaya çalışmalıyız. Eğer bunları bulamazsak mechuliyeti ve bu noktadan cehlimizi itiraf etmeden etmekten çekinmeyelim.”

“Biz daima hakikat arayan ve buldukça, bulduğumuza kani oldukça ifadeye cür’et gösteren adamlarız.”

“Ben fani bir insanım, bir gün öleceğim, büyüklüğüne ve üstün kabiliyetlerine inandığım Türk Milleti’nin gerçek tarihinin yazılmasını sağlığımda görmek istiyorum. Onun için bu toplantılarda kendimden geçiyor, her şeyi unutuyor, sizi yoruyorum. Beni affedin.” (1933)

“Evvelâ millete tarihini, asil bir millete mensup bulunduğunu, bütün medeniyetlerin anası olan ileri bir milletin çocukları olduğunu öğretmeliyiz.” (1930) (Atatürk, Nutuk; Söylev ve Demeçler; Türk Tarih Kongresi Konuşmalarından.)

"Bütün dünyanın Müslümanları Allah'ın Son Peygamberi Hz. Muhammed'in gösterdiği yolu takip etmeli ve verdiği tâlimâtları tam olarak tatbik etmeli. Tüm Müslümanlar Hz. Muhammed'i örnek almalı ve kendisi gibi hareket etmeli; İslâmiyet'in hükümlerini olduğu gibi yerine getirmeli. Zirâ ancak bu şekilde insanlar kurtulabilir ve kalkınabilirler." (Atatürk ve Din Eğitimi, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları-, sh: 70-71,Ankara-1997; Atatürk, Nedim S., A.Ü. Dil, Tarih, Coğrafya Yay., s. 102, 1979.) 

Bu cennet vatanımızı, canlarını fedâ ederek bizlere armağan eden, tüm şehit ve gazilerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz, ruhları şâd olsun (âmin).

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —