Hayatlarımızda da olur bazen…
Susarsınız, sabredersiniz, düzenim bozulmasın dersiniz. Her gün parça parça yitirirsiniz benliğinizden, varlığınızdan, hayallerinizden…
Parça parça kopar etleriniz bedeninizden. Sonra bir bakarsınız ki geriye sadece nefesiniz kalmış. Ölümle kalım arasında ince bir çizgidir orası.
“Ya istiklal ya ölüm!” çağrısı yankılanır içinizde. Bunu bilmeye gerek yoktur. Kodlarınızda zaten yüklüdür. Gözünüz kararır, yüreğiniz sertleşir “Açlıksa açlık, tokluksa tokluk, ölümse de ölüm” der vurursunuz neşteri acımasızca.
Bu artık bir varoluş savaşıdır. Yitirmekten korktuklarınızı yitirmeyi göze almak; her şeyi kaybetmeye rağmen kendinizi bulma savaşıdır. Küllerinden yeniden doğmanın başlangıcı olan kızılcagündür. Kızılca gün yeni bir gündür.
28 Aralık 2025 Pazar günü bir şey oldu. Dimağlara durgunluk veren, dosta güven düşmana korku salan tarihi bir gün yaşandı. Veryansın Tv’nin başlattığı Anıtkabir çağrısına milyonlar akın etti.
Mustafa Kemal Atatürk’ün Ankara’ya gelişinin 106. Yılı; Türk milletinin fabrika ayarlarına dönmesinin yemin günüydü. Ben de oradaydım. İnanılmaz bir gündü.

Din, dil, ırk, mezhep gözetmeksizin yüreğini alan gelmişti. İşimi mi kaybederim, ticaretim mi zedelenir dememişlerdi. “Hava çok soğuk, çocukların kursları var, ben zaten yaşlıyım, bizim tatil programımız var” dememişlerdi. Soğuktan titreyen nefesler birleşti her şeye rağmen. Yaşlı bir amca yansıdı röportajlara. Dedi ki “İstanbul’dan geldim.
Sabahın köründe kalktım trene yetişmek için”. Aç kalmamak için cebine koyduklarını, üşümemek için içine giydiği yeleğini gösterdi. “İmralı sürecine el yükseltenlerin buraya el yükseltmemesine rağmen biz buradayız. İmralıya selam gönderenlerin buraya selam göndermemesine rağmen biz buradayız. Sözde duayen gazetecilerin hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi uykuya yatmasına rağmen biz buradayız. Bir kurtarıcı beklemiyoruz” dedi.
Peki burada neler oldu?
Hakiki bir birlik beraberlik çağrısı yapıldı. Gençliğe hitabe okundu. Muhtaç olduğumuz kudretin damarlarımızda akan kanda mevcut olduğu hatırlatıldı.
Tüm siyasi yapılardan bağımsız, Kürt’ü Türk’ten; Alevi’yi Sünni’den ayırmayan, el ele, omuz omuza, yürek yüreğe bir birlik çağrısı yapıldı. Kitaplardan kaldırılsa da hafızalardan kazınamayan andımız okundu.
Sağcısıyla, solcusuyla, çeşitli illerden gelen vatansever yurttaşların katılımıyla kızılcagün ilan edildi. Kızılcagün karanlık bir dönemin kapanıp, aydınlık bir geleceğe geçişin müjdecisi, yeni bir gündür. O günden sonra bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. En fazla ölürüz diyen kalabalığın “Ne mutlu Türk’üm diyene” diyen sesleriyle yankılandı Ankara. “Varlığım Türk varlığına armağan olsun!” diyen yürekler birleşti. Bu kutlu bir varoluş savaşının başlangıcıdır ve bu kutlu yolda ölmek şereftir şereften anlayana!
“Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda.
Canı cananı bütün varımı alsın da Huda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.”
Hayatının altı üstüne gelir diye korkanlar da cesur olsunlar. Hayatın altı üstünden daha iyidir bazen. İllüzyondan uzak, hakiki kimlikler çıkar ortaya.
Hani sık sık karşımıza çıkan bir soru vardır ya “ Her şeyinizi kaybettiğiniz de siz kimsiniz?” Sahi ya gücünüzü aldığınız, paranızı, malınızı, ünvanınızı, apoletlerinizi yitirdiğinizde siz kimsiniz? Çünkü gerçek siz orada saklıdır.
Kızılcagünümüz hayırlı olsun!
Aydınlık sabahlara umutla ve sağlıcakla…