CHP Lideri Özgür Özel, partisinin grup toplantısında konuştu. İstifa eden Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan’a sert tepki gösterdi.

Partililerin yoğun tezahüratlarıyla TBMM’deki grup salonuna giren Özel, yaşanan hayat pahalılığına da dikkat çekti.
İşte Özel'in konuşmasından öne çıkanlar şöyle;
"Geçen hafta deprem bölgesindeydik. Antakya İlçe Başkanımızın bütün ailesi göçük altında kalmıştı, yakınlarını kaybetmişti, eşi yoğun bakımdaydı. "İlçe çöktü sadece Atatürk'ümüzün resmini çıkarabildik" dedi. "İlçede ayağa kalkacak, eşin de iyileşecek. Geleceğim Atatürk'ün portresini ben asacağım" dedim. Gittik, ilçenin önündeki yol kapanmış. Bir portakal kasasının üstüne çıktık. Orada dedim ki "Bir partinin iktidar olacağı, on milyonluk sahneyi kurdurup devlet memurlarını, teşkilatları toplayıp promterden konuşuyorsanız iktidar olacağınız anlaşılmaz. İlçe binasının önü trafiğe kapandıysa bir portakal kasası üzerinde konuşuyorsanız parti iktidara gidiyor demektir.
Partimizin grup toplantısını gerçekleştiriyoruz. https://t.co/n7tBsHs5Bi
— Özgür Özel (@eczozgurozel) February 10, 2026
"PARTİ TARİHİNİN EN AĞIR SALDIRISI ALTINDA"
Parti tarihinin en ağır saldırısı altında... Partinin iktidara gelişine engel olmak için, partinin siyasetçileri tarihin en büyük iftira kampanyasıyla muhatap... Partinin cumhurbaşkanı adayı, 16 belediye başkanı zindanlarda... Partiyi ayakta tutan kim varsa saldırı altında... Devlet bütün imkanlarıyla bir partiye hizmet eder halde... Bin türlü kumpas, yalan, iftira , şantaj, tehdit orada... Ana muhalefet partisinin grup toplantısına bak... Hepiniz şeref verdiniz.
"BRANDAYLA SİYASET DÖNEMİ AK PARTİ'NİN ÇÖKÜŞ DÖNEMİDİR"
Depremin 3. yıldönümünde vatandaşlarımızla deprem bölgesinde bir aradaydık. Yazın serin kışın sıcak salonlardan ayrılmayanlar için siyaset yapmak kolay. Gerçekle yüzleşmek sokağa inmekle olur. Osmaniye'ye 10 milyonluk sahne kurup atıp tutmakla siyaset olmaz. Konteyner kente gitmeden, ayakları çamurlu çocukları görmeyen, evim verildi geçemiyorum diyenlerle konuşmadan, garibanları dinlemeden brandayla afişle siyaset olmuyor. Brandayla siyaset dönemi AK Parti'nin çöküş dönemidir. CHP'nin samimi siyasetin yeni bir iktidarın kuruluşunun göstergesidir.
Biz deprem bölgesindeydik sayın Erdoğan da daha önce 'eli kanlı katil dediği' sonra Amerika'nın işaret edip de doların ucunu görünce kardeşine sarılır gibi sarıldığı Suudi Arabistan prensinin yanındaydı. Darbeci dediği Sisi ile kucaklaşmaya, ona selam verirsem namerdim dediği Sisi'ye iltifatlar etmeye gitmişti. Deprem bölgesinde acılar hala taze. 270 bin kişi konteynerlerde yaşıyor. Sisi'den koptu geldi 'Bunlar deprem turisti' dedi. 'Depremden sonra bir daha buraya uğramadılar' dedi. Bölgeye 34 kez gitmiş, biz 55. ziyaretimizi tamamladık da geldik. 'Deprem bölgesinde yoktular' dedi. Şehirlerimizi afetlere hazırlamak merkezi yönetimin işi. Milletten devasa vergiler alınıyor. Dönüyor dolaşıyor video izletiyor.

Toplam 71 buçuk milyar para toplandı. Deprem konutlarına 40 milyar para harcandı dedi. 31 milyar para var. Buradan Erdoğan'a samimi çağrım. Bu para toplantı boş senetlerini yırtıp atalım gelecek hafta grup toplantısında sana teşekkür edeyim. Erdoğan'a kalırsa 2 yıl ödemesiz, 18 yıl boyunca ödenecek. TEFE-TÜFE alacak, faiz alacak.
"İKİ BOĞAZ KÖPRÜSÜ VE 7 OTOYOLU ÖZELLEŞTİRMEK İSTİYORLAR"
Değerli vatandaşlarımız, Cumhuriyet tarihimizdeki özelleştirmelerin yüzde 86’sı, 1986’dan bu yana yapılan özelleştirmelerin yüzde 86’sı AK Parti’nin döneminde yapıldı. Şeker fabrikalarını bunlar sattı. Termik santralleri, limanları, ne bulduysa sattılar. Şimdi iki Boğaz köprüsü ve 7 otoyolu özelleştirmek istiyorlar.
Resmi bir açıklama yok, nihayet İBB’deki bir belediye meclis üyeleri baklayı ağzından çıkardı ama hazırlıklar biliniyor ki ve yalanlamıyorlar da zaten. Satışta yetkiyi İngiliz Ernst & Young firmasına vermişler. Kanadalı BTY grubu da teknik danışman yapmışlar. İki köprünün ve 7 tane otoyolun sadece geçen yılki geliri 600 milyon dolar. Bakım masrafı yüzde 2. İki masraf ediyorsun, yüzde 98 kar ediyorsun. Şimdi burayı 3 milyar dolara... Yani 5 yıllık gelirini peşin almak için... Bizim iktidarımızdaki 3 yıllık geliri bugünden almak için altın yumurtlayan tavuğu kesiyorlar. Ve bedeli ağır olarak vatandaşa ödetilecek. Çok net. Satılacak olan köprüden geçiş ücreti 59 lira. Şu anda, yani 1973’te temeli atılan köprünün, şu anda kullandığımız köprünün geçiş ücreti 59 lira. Bunların KÖİ (Kamu Özel İşbirliği) modeliyle geçiş garantili yaptırdığı köprünün geçiş ücreti 995 lira. Bu köprüyü 59 liraya satacaklar, alan bu köprünün geçiş ücretini 590 lira yapacak en az.
Bakın İzmir-Çeşme otoyolu. Rahmetli Özal’ın 'Semra tak kaseti de keyfimiz yerine gelsin' diyerek açtığı, devletin parasıyla yapılan otoyolun İzmir-Çeşme arasından şu anda 53 lira alınıyor. Bunların modeliyle yapılan otobandan Çeşme’ye değil 100 kilometre, 103 kilometre Akhisar’a doğru git; 365 lira alınıyor. İki model arasında vatandaşa maliyeti; hani diyor ya 'bir kuruş cebimizden çıkmadan geçiş garantili yaptık.' Geçerse vatandaş ödüyor geçmezse devlet tamamlıyor ödüyor. 100 kilometresi Özal otobanında 53 lira; şimdi bunu özelleştirecekler. Tayyip Bey’in yapıp övündüğü, açtığı otobanda 365 lira. 7 kat fark var. Ve İzmir-Çeşme otoyolu özelleştiğinde İzmir-Çeşme de 365 liraya çıkacak aynı modelle.
"VATAN HAİNLİĞİNİ İKİYE KATLIYOR BEYEFENDİ"
Sayın Erdoğan’a 2012 yılında bu köprüleri satmaya kalktığında vatandaş ayağa kalkmıştı. 'Bakıyoruz' demişti. 5,7 milyar teklif gelmişti, 5,7 milyar dolar. Erdoğan demişti ki: '7 milyardan aşağıya satmak vatan hainliği olur.' Şu anda aynı köprüleri 3,5 milyar dolara satıyor. Vatan hainliğini ikiye katlıyor beyefendi.
Enflasyon karabasan gibi milletin üstünde. Geçen hafta TÜİK rakamları açıkladı. Bir önceki ay hem zamları yapmayarak hem fiyatları özenle seçerek TÜİK'le Mehmet Şimşek'in üstün gayretleriyle enflasyon yüzde 30.6 hesaplandı ki emekli ve devletin memuru enflasyon zammını düşük alsın. Bu ay enflasyon yüzde 4.8 çıktı. Yani bu geçen ay çıksaydı herkese yüzde 3-4 fazla vereceklerdi. O kafa sallayan ablamın emekli maaşından çalmak için yaptılar. O devlet memurlarının alacağı zamdan yüzde 3,5'u çalmak için bu numarayı yaptılar.
Şimdi yüzde 4.8 enflasyona bahane uyduruyorlar: 'Ocak ayında hava soğuktu, o yüzden enflasyon oranı yüksek geldi.' Bu lafı söyleyene söylüyorum; 2025 Ocak'ta geçen sene, son 55 yılın en sıcak Ocağı geçmişti, enflasyon yüzde 5 gelmişti. Soğukta yüzde 4.8 gelmiş. Demek ki siz hep Aralık'ta aynı numarayı çekip Ocak'ta Aralık'ı oraya bindiriyorsunuz da bu iş bundan dolayı oluyor.
"YÜRÜLÜKTE OLAN PARA SENİN İTİBARINDIR ERDOĞAN"
Emekliye ilk altı ay için yüzde 12 zam yapmışlardı, yarısını böylece çaldılar. Asgari ücretlinin alım gücü de bu enflasyonla bir ayda 2.000 lira düştü. Yani kavga dövüş 28.000 lira yapmışlardı, şu anda 26.000 liralık satın alma gücü kaldı asgari ücretin. Şimdi Erdoğan ne diyordu 2013 yılında, ne demiş? 'Para bir milletin itibarıdır.' Bunu kabul etmiyoruz. Şu anda yürürlükte olan para Türk milletinin itibarı değildir. Sayın Erdoğan senin itibarındır. Çünkü o lafı dediği sene rahmetli Kadir Topbaş ile birlikte bir bayram namazı çıkışında 200 lira vermiştin gazetecilere veriyordu o zaman. 'Al al' diyordu, 'bayram parası alınır'. Verilen 200 lira 2013'te bir buçuk çeyrek altın alıyordu. Depremzedeye ve babasına 200 lira verdi ya; bakın arkadaşlar cımbızla yapmışlar, 0,03 gram altın alıyor. Bir buçuk gram altın, bir buçuk çeyrek altın; 0,03 gram altın.
8 kilo kıyma alıyordu 200 lira 2013'te, 150 gram kıyma alıyor. Bak 8 paket, paketin içinde bak burada göz gibi... Bir yumurta sarısı kadar kıyma alıyor. 2013'te 200 tane simit alıyordu 200 lira, şu anda 10 tane simit alıyor. Sayın Erdoğan kusura bakma, bu paranın itibarı bizim Türk milletinin değil senin itibarındır kardeşim.
Erdoğan'ı tarihle sınamanın, kendi sözleriyle bu millete anlatmanın çok faydası var. Bunu hem 200 lirada olduğu gibi hem de her hafta geçmişte söylediği ve altında kaldığı laflarla göstermeye devam edeceğim. Bakın, diyor ki 30 Kasım 2005'te ne demiş? Gazete manşet olmuş: 30 Kasım 2005. '3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin.' Eğer maaşınızla 3 yıl öncekinden az ekmek alıyorsanız bana beddua edin. Yıl 2005. 2002 yılına kıyaslıyor ve 'beddua edin' diyor '3 yıl öncekinden az alıyorsanız'.
2026 yılı emekli maaşıyla 1.300 ekmek alınıyor, 3 yıl önce 1.500 ekmek alınıyormuş. Ne diyor? 'Beddua edin'. Bizim işimiz beddua değil ama bu millet yakasından düşmen için her akşam dua ediyor başta emekliler. Dedim ki arkadaşlara: 'Ya çocuklar 3 yıl önce diyor ama bir de o dediği tarihle karşılaştırın'. O dediği tarihte 2.450 ekmek alıyormuş asgari ücretli, 1.800 ekmek alıyor şimdi. Ve ekmeğe zam gelmedi, asgari ücret de yeni yükseldi. Bu yeni 28.000 lira ile 1.800 oluyor, o lafı söylediği gün 2.450 ekmek alıyormuş. Bunun için beddua ağzımıza yakışmaz ama Erdoğan'ın asgari ücretlinin ve emeklinin yakasından düşmesi için her akşam hep beraber dua edelim. Her akşam hep beraber dua!
KEÇİÖREN BELEDİYE BAŞKANI ÖZARSLAN'IN İSTİFASI
Değerli arkadaşlar, gelelim sıcak bir mevzuya. Bu iktidar milletin huzurunu bozdu, ekmeğini küçülttü ve bunun sonucunda son girdiği seçimlerde de ilk kez yenildi. Biz ilk girdiğimiz seçimde ki öyle söz vermiştik; demiştik ki nasıl rahmetli Ecevit 1970'lerde partisinin başında girdiği ikisi yerel, ikisi genel dört seçimden de partisini birinci çıkardıysa, ben de partinin genel başkanı olursam bir seçimden birinci çıkmazsam görevimi bırakacağım, partiyi kurultaya taşıyacağım.
5 ay sonra ilk sınava girdik. Allah'a şükür hepinizin emeğiyle, büyük gayretleriyle 47 yıl sonra partimizi birinci parti yaptık. Erdoğan'ı da partisinin başında ilk kez yenilgiyle tanıştırdık. Eskiden şöyle diyordu Devlet Bey'e: 'Geçmiş Türkeş'in yerine, 30 yılı bulacak, sürekli yeniliyor hala duruyor. Hadi diyor var mısın; bu seçimlerden birinci parti çıkamayan partisini bıraksın.' Dönüyor Kemal Bey'e söylüyordu, diğer siyasi rakiplerine söylüyordu. Bu sene, geçen sene seçimlerden birinci çıkmadığı için ağzını açmıyor. Hiç görevi bırakmaktan bahsetmiyor.
Tabii Türkiye'nin yüzde 65'ini kazandık. Ege'nin tamamını kazandık. Bir bölgede belediyesi sadece... her bölgede belediyesi olan tek parti olmayı başardık. Tabii Ankara'da yıllarca iki belediye, seçimden geçen seçim döneminde 2019'da üç belediye, seçimden hemen önce dört belediye olan sayımızı 16'ya çıkardık. Hakkını teslim etmek lazım. Hakkını teslim etmek lazım o süreci Ankara Büyükşehir Belediye Başkanımız Mansur Yavaş'la... Bazen elindeki anketlerle günde dört kez beş kez koşa koşa gide gele aday belirleme sürecinde birlikte oturduk, örgütümüzü dinledik. Kimi yerde anket yaptık, kimi yerde özel çalışmalar yürütüldü.
Ama kimsenin inanmadığı bir şey oldu; CHP üç belediyeden yukarıya çıkamaz denilen yerde 16 tane belediyeyi kazandık. Bunlardan bir tanesi de Keçiören Belediyesi'ydi. Keçiören Belediye Başkanı hakkında görev süresi boyunca pek çok iddia gündeme geldi. Kendisini defalarca, üç kez özel gündemle Genel Merkezimize çağırdım. Ve dedim ki: 'Bu iddialar var, buna ne diyorsun?' Ben dedim ki: 'Eğer bir kabahatin varsa şimdi söyle, bizim yolsuzluk yapanla işimiz olmaz. Türkiye bize umudunu bağlamış, eğer korktuğun bir şey varsa bunu bize söyle ve gereğini yap.' Dedi ki söylenenlerin tamamının iftira, asla yolsuzluğa hırsızlığa bulaşmadığını öyle yeminlerle burada başta Mansur Başkan ve 15 belediye başkanımız, 14 belediye başkanımız, herkes şahit; her birimize, her sorana öyle büyük büyük büyük yeminlerle, çocuklarını yeminlere katarak, ailesini o berbat yeminlere ispatlara katarak her şeyi söyleyerek inkar etti. Üç gün öncesine kadar, üç gün öncesine kadar!
"ÇARŞAMBA GÜNÜ AK PARTİ'YE KATILACAK"
Sonra her taraftan gelen bilgiler AK Parti'yle gizli görüşmeler yaptığı, buraya geçecek olduğu... Sonradan öğreniyoruz ki örneğin Mansur Başkan'a bir belediye meclis üyesi bir ay önce diyor; bana teklif etti, 'ben AK Parti'ye geçersem benle gelir misin?' diye. İsmi belli, cismi belli, günü belli. Ve öğreniyoruz ki çarşamba günü AK Parti'ye katılacak. Telefonlar açılıyor, il başkanının telefonlarını açmıyor, arkadaşlarının telefonlarını açmıyor, şehirden kaçıyor. En yakınları 'evet katılıyordu' diyorlar. Ve bunun üzerine, bunun üzerine kendisine öncesinde bir gün önce telefon açıyorum. Bin bir tane yemin! 'Ya deme böyle' dediği övgüler bana... 'Sen Atatürk'ten sonra partinin başına gelmiş en büyük lidersin' diye başlayan, kendisine sinkaflı yakıştırmalarla 'ben öyle haysiyetsiz miyim, öyle nokta nokta mıyım, böyle bilmem ne miyim' falan...
Ertesi gün telefonları kapıyor. Ve bunun üzerine de kendisinden telefonla ulaşamadığım için kendisine mesaj atıyorum. O mesajları o mesajları ki 'efendim anneme küfretti...' Haşa! Ne anne, seni doğuran annen utanır her lafı annesini karıştırdığı için. Her lafı annesini karıştırdığı için! Onun dışında ne söyleyeceğim kişilik tespitine yöneliktir. Aileye yönelik bir kastım varsa Allah cezamı versin. Ama benim birileri oradan bir de yalandan diyor; 'milli değerlerimize sövdü, şuna sövdü...' işte şey yapacak ya... 'Kutsal değerlerimize sövdü, aileme sövdü.' Birini ispatla birini, birini ispatla.
Bakın benim değil, onun sızdırdığı... Ben bunu sızdıracak olsam ona göre konuşurum değil mi? Hani çok korkacağım, çok utanacağım mesajlaşmaya bakın, mesajlaşmaya bakın. CHP Genel Başkanı nerede? Birileri nerede? CHP nasıl bir parti? Birileri nasıl bir parti? Aleyhimizde sızdırılan ve güya mahkemeye verilecek belge; öyle bir yanlışın içindesin ki; dün hırsız dediklerinin, alçak dediklerinin, sana hırsız diyenlerin, sana saldıranların koynuna girmeye kalkıyorsun. Onlar seni aldatıyor oğlum, onlar seni aldatıyor. Bir kusurum varsa, bir hırsızlığım varsa... Bir kusurun varsa, bir hırsızlığın varsa... Ben bunu zaten hazmetmem. Ama seni hırsızlığınla hazmedenlere gidiyorsan zaten yanlış yoldasın. Şimdi bunlar benim utanacağım ve onun kanıtları...
Aramızda geçen konuşmaların, ona söylediklerimin ve onun söylediklerinin onun sızdırdığı dökümleri:
"Sen bana geldin ve dedin ki: 'Genel Başkanım bende hata yok, kusur yok, yalan atıyorlar, iftira atıyorlar, sakın inanmayın. Bana güvenin ben kul hakkı yemedim, ben rüşvet yemedim, ben hırsızlık yapmadım' dedin.
Ben de sana inandım. Şimdi sana inanmayanlara, güya sana iftira atanlara teslim oluyorsun. Ya da onlara giderek bana yalan attığını, aslında hırsız olduğunu itiraf ediyorsun.
Ben buna inanmak istemiyorum. Ben o gün gözleri ateş gibi parlayan ve inandığını söyleyen Mesut’u görmek istiyorum. Ama anlıyorum ki o Mesut da yalanmış. Anladım ki sen hırsızmışsın.
Ve hırsızlığını bilenlerle, hırsızlığını görenlerle uzlaşarak kendini kurtarmaya çalışıyorsun. O zaman sen layığını bulmuşsun.
Şunu bil Mesut; bana, benim odama gelip gözlerin çakmak çakmak, doğru dürüst konuşan ve hırsızlara, ranta, rüşvete bulaşmadım diyen Mesut lazım.
O Mesut beni kandırdıysa o Mesut'un yolu açık olsun. Asla ve asla benim hırsızla, yolsuzla işim olmaz. AK Parti'nin işi olur. O seni bağrına basan, o seni bağrına basan; senin hakkında suç duyurusunda bulunanlar o söylediklerini yutar, bizde böyle bir şey olmaz.
Devir hırsızların devri değil. Devir AK Parti'nin devri değil. O devir bitiyor. Devrimimiz başlayınca yalvarsan da yakarsan da seni affetmem bu vakitten sonra. Dönsen de affetmem. Sen hırsız olduğunu, yolsuz olduğunu, alçak olduğunu itiraf ettin şu anda. Bu lafları söyleyenlere sığındın, seni savunanlara sırtını döndün; tercihini yaptın. Madem hırsızdın, niye bizi oyaladın? Yolun açık olsun.
Ama gün gelecek, devir dönecek, elime düşeceksin. O gün sana acırsam namerdim."