Bilal KAYAALTI

Şehirde yaşanan olumsuzluklara gözlerini yummadığını, kulaklarını tıkamadığını söyleyenlere, yanı sıra slogan atarak, sol yumrukları sıkarak, köpek, tavşan ve başparmak işaretiyle,  karşı mahalleyi suçlayarak üstesinden gelinmediğine, hiçbir yaraya merhem olunmadığına şahit oluyoruz.

Dertleniyoruz, evet.

Ama dert, eğer ayağa kalkmıyorsa; sokağa çıkmıyorsa, bir davranışa, bir sorumluluğa dönüşmüyorsa, inanın sadece vicdanımızı kısa süreli rahatlatmaktan öteye geçmiyor. 

O yüzden mesele, sadece hissetmek değil, hayata geçirmek. Örnek birey olmak lazım.

STK, varsa bu şuurda dernek ve en azından “ben de varım” diyebilmeli.

Voltaire’in sözü çok ibretlik:

“Tarih, kralların, paşaların çiftliği değil; milletlerin tarlasıdır.”

Yapılan beton daire ‘hapishane’ algılarını, 15 yıla yayılan borç ve faiz bataklığına düşmemek için toprağın da kıymetini bilmek gerekiyor.

Toprağın kıymetini bilmeyen, özgürlüğün değerini de geç fark eder.

***

Dün Osmangazi Kent Konseyi yeni başkanını seçti.

Üç yıl boyunca Bursa’nın kalbine dokunacak isim, Sevim Sakallı oldu. 

Bir deney yapalım.

Sokağa çıkalım.

Esnafa soralım.

Önceki başkanın adını bilen kaç kişi var?

Cevap can yakıcı: Çok az.

İşte tam bu noktada, kongrede söz alan Osmangazi Belediye Başkanı Erkan Aydın, alışılmış cümleler kurmadı.

Kendi ekibine de konuştu,

Meclis üyelerine de,

CHP’lilere de…

Bu şehirde yaşayıp, üretmeden talepte bulunanlara da.

Dedi ki özetle:

Kent konseyleri yasayla var, ama destek olmadan yok hükmünde. Dezavantajlılar, unutulanlar, ertelenenler ancak birlikte hareket edilirse görünür olur. Çözüm, koordinasyonda.

Aydın’ın üzerindeki yükü hafifletmek için seçilmiş olanlar ve ülkemizin daha çok değer kazanması için gönüllüler yani partililer olduğunu da ekleyelim. 

Kongreye katılan Bursa Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy sözü tamamladı:

“Bu kentin misafirlere değil, sahiplerine ihtiyacı var.”

Evet.

Bursalıysak…

Bu şehirde doğmuşsak…

Ya da başka bir şehirden gelip burada kazanç sağlayıp zengin olanlar var, artık bahanemiz yok.

Bursa’yı da, Osmangazi’yi de dert edinmek zorundayız.

Sadece talep eden değil, sorumluluk alan olunmalı.

Belediye başkanının kapısını çocuğu için çalabilen, yaşadığı sokağın sorununu kapı aralamalı.

Yürüdüğü kaldırımda devrilen çöp konteynerini “belediyenin sorunu” değil,

“Kendi evi” sayanlar bu kenti ayakta tutar.

Şehreküstü Meydanı’nda çatlayan parke taşını, dairesinin banyosundaki fayans gibi görenler, bu şehre gerçekten ait insanlardır.  O meydandaki helanın  eski hoca ve avanesinin elinden alınıp halkın hizmetine sunulmasında bir emek var. 

Bir kısım hemşeri derneği görünümlü yapıların sağlıksız gıda çadırları, barakalarına göz yumulmamalı.

Mesela fidan dikmek sadece hatıra ormanlarından ziyade, yürüdüğümüz caddenin kaldırımına da yakıştığını fark etmeliyiz.

Toplu taşımada yanına oturana verilen bir selam bile, şehir kültürünün sessiz ama güçlü bir reklamıdır.

Her CHP’li meclis üyesi, her yerel yönetici,

Farkındalık meydana getirmeyi bir tercih değil, bir sorumluluk olarak görmeli.

Bu yüzden Osmangazi Kent Konseyi’nin yeni başkanı Sevim Sakallı ve ekibini;

Koğukçınar’daki de tanımalı,

Maksem’deki de,

Muradiye’deki de,

Hisar’ın sessiz sokaklarında yaşayanlar da…

Çünkü şehrin vizyonu, tanımayanların değil; sahiplenenlerin omuzlarında yükselir.

 

 


Bursa bizim evimiz, dertlenmeliyiz!

Bursa bizim evimiz, dertlenmeliyiz!

11.01.2026 19:04:00