İlklerinde iliklerine kadar yanında olunan kişidir kadın.

Daha ufacık bir kız iken, sokakta seksek oynarken dahi tedirgin olup, düşüp bacağını kanattığı vakit şevkat ile bağıra basılan kişidir kadın.

Ailenin göz bebeği, annelerin meleği, babaların hiç solmayan çiçeği, abilerin, kardeşlerin göz bebeği. Peki, şimdi nedir kadın? Veyahut şimdi hangi sıfata büründü kadın? Hangi sıfatı layık gördü bu devrin insanları kadına? Hangi göz ile bakmaya başlanıldı el üzerinde tuttuğumuz kadınlarımıza?

Bunu ne bizim söylemeye dilimiz varıyor, ne de duymaya. Lakin biz söylemedikçe, söylendiği zaman 'Artık kaldıramıyorum' bahanesinin arkasına sığınıp kulak tıkamaya devam ettikçe, ne yakınmamız biter, ne de umut kalır içimizde.

Zor geliyor belki ama, ben söyleyeyim, siz ise dinleyin.

Kadın bir köle, kölelik yetmez sadece birer cinsel obje. İstenildiği zaman bir gece vakti ormanda tecavüz edilebilen, istenildiği zaman güpegündüz herkesin içerisinde çocuğunun gözünün önünde boğazı kesilebilen, ırzına musallat olunduktan sonra canice diri diri yakılabilen değersiz birer madde!

Kadın sadece erkeklere itaat etmekle sınıflandırılmış, erkeğin kafasına estiği vakit dövebildiği, kolunu bacağını kırabildiği bir cisim sadece.

Birde kadın, 2011 yılında 121, 2012 yılında 210, 2013 yılında 237, 2014 yılında 294, 2015 yılında 303, 2016 yılında 328, 2017 yılında 409, 2018 yılında 440, 2019 yılında 474, 2020 yılında 471 öldürülen kadın gibi, birer sayıdır sadece...

***

Tamam, da bizler neyiz peki? Kızlar okumaz deyip okutmayan, 'evlen, yuva kur, çocuk yap' diyen, hastanede kadın doktor bakacak diye kavga çıkartan, kızını kısıtlayan, giydiği elbiseye laf edip kızını döven, 'kır dizini evinde otur' deyip, yaşamını kısıtlayan...

Fakat erkekkkk yaaaa.... oğlu ile aynı içki masasına oturup kadın muhabbeti yapan, kızının normal arkadaşı olduğu vakit burnundan getiren, döven, bazen ileriye gidip öldüren...

Oğlunun kız arkadaşı olduğu zaman gururla etrafta gezinen, kıza el sürdüğü vakit ise kızın namusunu önemsemeden oğlunu kurtarma derdine düşen, kısacası kızını hayattan bezdiren, oğlunu ise eğitemeyenleriz.

'Hayır, ben onlardan değilim' diyenlerdenseniz eğer, siz de bunu görüp, duyup, bilip, sessiz kalan, suça ortak olanlarsınız. Evet, hepimiz hatalıyız, hepimiz suçluyuz.

Peki, hatasız, suçsuz yok mu hiç? Elbette de var. Peki ya kim? Suçsuz biri var ise, o da adalet sistemimiz ve mahkemelerimizdir. Sokak ortasında karısını döveni, sevgilisini 17 yerinden bıçaklayıp öldüreni, tecavüzcüyü, tacizciyi, aklınıza gelebilecek her türlü pisliği yapanları serbest bırakan. Sırf bir kadın daha ölmesin, bir kadın daha sessiz sedasız yok olup gitmesin diye kendi canını tehlikeye atan ve o kadını kurtaran kişiye 13 yıl ceza veren sistemimiz, mahkemelerimiz, hatası olmayan tek kişidir!

Atatürk kadınlar için "Sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın" sözünü neredeyse 100 yıl önce söylemiş, peki ya biz bu 100 yıl içerisinde ilerledik mi?

Yoksa geri mi kaldık namustan, şereften, haysiyetten? Gündemlerimize ve 'Artık Yeter' dediğimiz meselelere bakılırsa, Vay halimize!..

Yazının dip notu : Bu yaşıma kadar bana kimsenin malına el uzatma, kimsenin namusuna' göz dikme sözleriyle telkinlerde bulunarak her zaman dürüstlüğü, adaleti, şerefi ve namusu aşılayan, kimsenin namusuna el, dil, göz uzatılmayacağımı öğreten babama, minnettarım...