Başınızı kaldırdığınızda, her gün tükenen hayatlara rastlayabilirsiniz.

Kafasını kuma gömenler ise, satın alınan arazilerin, bir süre sonra kirli ilişkilerle imara açıldığını duysalar, bilseler de, çelik- çomak oynamaya devam ediyorlar!

Rantı, betonlaşmayı, talanı,

Dondurma gibi yalayanların barındığı yerleri düşünce, beyin fırtınası yapılan merkeze benzetilmesi, kokuşmuşluğun duvarda asılı olan tablosu olsa gerek!

Soğanlı’da boş araziye bina dikip “kentsel dönüşüm” far farası yapan,  

Downtown hançerinin Bursa’nın bağrına saplanmasını seyreden, 

Büyükşehir baklasını ağzından çıkaran Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündar’ın bu hırsını anlamak mümkün değil…

Abartısız söylüyorum, Osmangazi Metro istasyonun civarı, “engelli kardeşlerimize yardım topluyoruz” diyen dolandırıcıların ablukasındayken, kesinlikle kötülüğe engel olmayı düşünmeyenlerin, PR’ı için taklalar atılıyor.

Utanmazlıklara, duygularını, vicdanlarını yitirmişlere ne anlatsan boş…

Aldığı asgari ücret; zam kurşunu, pususuyla yok olan bir işçi, akşam yemeğinde tavuk ciğeri ile tavuk kemiği olduğunu söyledi.

Eşinin ve kendisinin sırtındaki giysi ve pabuçları da belediyeden ücretsiz aldıklarını anlatırken gözleri doldu, kızardı. Babasının evinde oturmasına rağmen, geçinemediğini, tefeci bankalara 35 bin TL borcu olduğunu ifade etti.

Yutkundu, “gelecekten ümidimi kestim” dedi.

İki genç, birisi kısa süre önce askerden gelmiş. Ortak noktaları şu, biri Meksika üzerinden Amerika’ya, diğeri Almanya’ya kaçıyor.  Aracılar kim, tabi ki insan kaçakçıları!

Karşıma çıkan bir başka umudu tükenmiş genç ise, kardeşini yurtdışına göndermek için otomobilini sattığını itiraf etti. “Evliyim, param tükendi. Bekar olsam, Meriç’ten kaçak yollardan geçip, ayaklarımın tabanları kanaması pahasına Avrupa’ya giderim” dedi.

***

Dernek kurup, vali,  belediye başkanlarını, milletvekillerini, kaymakamları ziyaret edip, algı oluşturarak haram yollarla zengin olan onursuz haysiyetsizler,

Diğer yanda ise Türkiye’yi terk etmek için annesinin bileziklerini çalan, tefecileri bile dolandıranlar!

Konuştuğum her 10 geçten 3’ü ülkeyi terk etmek için gün sayarken, diğerleri gidişata, geleceğe ağız dolusu küfür ediyor!

Kiracı ile ev sahipleri arasındaki cinnette, kim cennet diyebilir ki?

Allah İsrail’i kahretsin dedikten 12 saat sonra, Gazze’de çocuklar, kadınlar ve savunmasız insanlar katledilirken, dünyanın en büyük müzik festivalini Suudi topraklarında düzenlendiğini bile bile, umrecileri otobüslere doldurup Medine’ye, oradan Mekke’ye götüren kral ve avanesine dolar kazandıranları da Yaratıcı görüyor.

Hakikati savunuyoruz derken, Hakkı’nın sigorta primini düşük yatıran, maaşını çürümüş sisteme minnet duyarak verenleri alkışlayanlar, şükredin sizi toprak kabul ediyor!                                                           

Düşünün şöyle, Tayakadın Camii önüne yapılan Ticaret Borsa inşaatına tepki gösterip açıklama yapan İYİ Parti’nin o dönemki İl Başkanı Selçuk Türkoğlu ile Gelecek Partisi’nin kerameti kendisinde saklı Alpaslan Yıldız’ı, o binanın açılışına katılıp hayırlı-uğurlu olsun paylaşımını bile ihmal etmemişlerdi.

Sahada baskı yok, şikeyi gören, tribünden sahaya atlayan da olmadığından, kurdeleyi kesenlere tepki gösteren de olmuyor bu algı cumhuriyetinde!

Ne diyelim Naci, taşları bağlamışlar!

Bu nasıl bir curcunadır böyle?  Üst akıl, alt akıl, gel oraya, buraya takıl!

Şimdi düşünelim, bu musibetler, rezillikler nereden çıktı, geldi?

Velhasıl,

Yok oluyoruz; kuruyor, çürüyor ve kokuşuyoruz.